Flashback: Geçmiş zamanda İstinye-Yeniköy arasında iki adet peşpeşe rakamlı plakaya sahip birbirini takip eden Fazer’lı ağabey gördüm. Ağabeylerden biri Yeniköy’deki çukurların yanından geçerken motoru yol ortasında stop ettirip 2-3 dakika çalıştırmak için uğraştı. “0”km olduğu her halinden belli olan bu motorların üstündeki beylere el sallayıp eve geldim.

Son 20 yılda gördüğümüz/duyduğumuz kazalarda en çok karşılaştığımız konulardan bazılarını, dikkatimi çektiği için paylaşmak istedim:

 

Ehliyet sahibi olmak/sınavını geçmek artık sürebileceğimiz anlamına gelmez

Her haftasonu motosiklet mağazaları yeni ehliyetini almış taze “motorcularla” dolup taşıyor.

Ne acı ki, ehliyetlerinin, daha fazla tecrübe edinmeleri ve yolda karşılarına çıkabilecek acil durumlarla baş etmek için alabilecekleri eğitimlere daha fazla imkân sağladığını fark etmeyen arkadaşlardan epey bir kısmını, hastaneler ve morglar çok kısa bir süre içinde misafir ediyor.

İnanın, bir yakınını motosiklet üstünde kaybeden insanların, haberi aldıkları sırada çevrelerinde bulunmak korkunç bir şey. Bu taze/hızlı motorcuların ortak bir özelliği, sürekli sürüş maceralarını abartılı şekilde ve süsleyerek anlatmalarıdır. Belki çok yakın bir zaman önce, bir motosiklet dükkanında bir “motorcu”nun falanca yolda, nasıl filanca şekilde sürdüğünü dinlemişizdir. Bazı abartılı anlatımların, genelde konuşmacının nasıl bir “2 tekerlekli bomba” olduğuna alamet teşkil ettiğini muhakkak fark etmişizdir. Bu bağlamda hatırlatmak istediğim şey: Eğitim, eğitim, eğitimdir. Bazen de “ülkemizde ehliyet sınavı eksik-yetersiz” gibi veya “Yurt dışındaki ehliyet sınavları daha ciddi o sınavları geçen insanlar trafiğe hazır oluyor” gibi fikirler ortaya atılmaktadır. Ancak maalesef gerçek böyle değildir. Bunun kanıtı, toprağı bol olsun, eski GP şampiyonlarından Barry Sheen’in şu sözüdür:

“Tıpkı kız arkadaşınızla bir kamyonetin arkasında aşk yapmanın, insanı 40 yıllık bir evliliğe hazırlayamayacağı gibi, birkaç günlük ehliyet sınavı da kimseyi 20-30 sene trafikte motosiklet kullanmaya hazırlamaz”. Tüm dünyada motosiklet ehliyet sınavından sonra da (sınavı geçsek bile) eğitim almak artık standartlaşmakta olan süreçtir. Kullandığımız cihazın huyunu-suyunu tanımamız, kendi limitlerimizi acil durumlara göre hazırlamamız hep bu eğitimlerden geçmektedir. Benim tecrübeme göre, bir eğitimi bir kere almak, motosiklette o eğitimde verilen tekniği kavramak ve sürüş pratiğine dökmek için yeterli değildir. Alınan eğitimlerin muhakkak suretle tekrarı, refleksleşmeleri için şarttır. Eğitimler tekrar edilmezse pek bir anlam ifade etmez.

 

Kabiliyetlerden Daha Egzotik Motorlar

Yollardaki en tehlikeli “motorcu”lara bir örnek de, iş hayatlarında çok başarılı olmuş yüksek performanslı bir motosikleti hemen alabilecek kadar maddi durumu iyi olan türdür.

Bu türü tehlikeli kılan 2 önemli faktör vardır:

A. Kim holding sahibine, 1000cc’den daha yüksek hacimli yol canavarını kullanamayacağını söyleyebilecektir?

B. Bu “ağır ağabey”, ofisinin toplantı salonlarında geçirdiği uzun ve stresli bir haftanın sonunda, yeni aldığı asfalt canavarının üstünde tek parça kalabilmek için gerekli zihinsel kabiliyetlere sahip olacak mıdır?

Şimdi bir motosikletlerimize bakalım: kimisi 100 beygire yakın kimisi 100 beygirden çok daha güçlü, göz açıp kapayıncaya kadar abuzambak süratlere çıkabilen, hem şehir içi, hem şehir dışı kullanıma gelen şahane cihazlardır. Peki kaçımız bu cihazlara hakim olacak kabiliyetleri geliştirdik/geliştiriyoruz?

Ben şahsen, hala hangi motora binersem bineyim gazı açınca yüreğim hop ediyor, ense tüylerim diken diken oluyor. Kimsenin motosiklet seçimini kötülemiyor ve/veya yargılamıyorum (Seyahatçiler hariç). Bilakis, bu seçim bizi bu güzide aracın etrafında topladı. Ancak, kanımca, bir gün alarm düdüğü öttüğünde, hayatta kalacak kişi (düşmeden motosikletinin üstünde kalacak kişi de olabilir bu), bindiği cihazın tepkilerini kendi parmakları gibi bilen ve buna göre refleksler geliştirmiş olan motorcu(lar) olacaktır. Eğer benim gibi biraz arızalıysanız (veya paranoyak da olabilir), hafta içi işten tüyüp, trafiğe kapalı/boş yollarda idman yapıyor olabilirsiniz (İnanın çok işe yarıyor). Ya da komşularınızın size “PowerRanger” gibi isimler takmasını aldırmadan ful derilerle dolaşıp güvenliği ön planda tutabilirsiniz (Başıma geldi).

 

“Bir motor alayım bir daha almayayım”

Daha yeni başlarken büyük motosiklet almaya kalkışan arkadaşlardan sıklıkla duyduğumuz bir başka kalıp da budur. Tüm sağduyu sahibi motor kullanıcılarının hemfikir olabileceği gibi, bu çok yanlış bir tutumdur. Bazı arkadaşların “Habire motor büyütürken para kaybedecek kadar bütçemiz geniş değil.” gibi fikirleriyle de karşılaşmışızdır (belki onlardan biri de biziz). Ancak şu, ay kadar bariz, güneş kadar parlak bir gerçektir ki, küçük motosikletle başlayıp yavaş yavaş büyütmek kişisel gelişimimiz açısından en sağlıklı yaklaşımdır. Sebep (ki burada bana biraz ego, küçük motora binmeyi gururuna yedirememe gibi geliyor) her ne olursa olsun, büyük motorla başlamak, bu işe kalkışan arkadaşların da onaylayacağı gibi oldukça tehlikeli bir atılımdır. Diğer yandan inat eden arkadaşlara da tavsiyemiz “O zaman Hayabusa ya da ZZR-1400 al” demek olmalıdır. Çünkü alemin en hızlı cihazları bunlardır. Böylece bir daha masraf etmez. Kanımca hiç veya çok az motosiklet tecrübesi olan bir kişi için 600’lük 4 silindirli bir motorla yaşayacağı tehlike ile 1300cc’lik bir makineyle yaşayacağı tehlike arasında pek fark yoktur. Sebebi de 1300-1400’lük makineler yavaş değil, bu zır cahil kardeşimizin alacağı 600’lükler çok hızlı olduğundandır. Mamafih, ilk motor olarak 500-600cc veya üstü makine alanlara da tavsiyem bol eğitime gitmeleri ve hep pratik yapmalarıdır. Son tahlilde, kendimize bazı soruları sorup, dürüst cevaplar verebiliyorsak, kendimizle ilgili fark edeceğimiz gerçekler, günü geldiğinde, yapacağımız tercihlerle hayatı ya da ölümü seçmemiz anlamına gelebilir.

 

Frensiz Motosiklet Sürmek

Motosikleti frensiz sürmenin binbir faydası vardır. Nasıl mı? İzleyiniz...

Kapat